Disleksi, toplumda sanılandan çok daha yaygın görülen ve özellikle çocukluk döneminde eğitim hayatını derinden etkileyen nörogelişimsel bir farklılık olarak tanımlanıyor. Okuma, yazma ve heceleme gibi temel becerilerde güçlüklerle kendini gösteren disleksi, uzun yıllar boyunca “dikkatsizlik” ya da “yetersizlik” gibi yanlış etiketlerle açıklanmaya çalışıldı. Ancak son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, bu durumun zeka ya da isteksizlikle değil, beynin bilgi işleme biçimindeki farklılıklarla ilişkili olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Bu alanda umut veren son gelişme ise Doç. Dr. Günet Eroğlu ve Raja Abou Harb tarafından yürütülen kapsamlı bir araştırmayla gündeme geldi.
Disleksiye Nörobilimsel Yaklaşım Güçleniyor
Disleksinin temelinde, beynin özellikle sol yarımküresinde yer alan dil ve okuma merkezlerinin beklenenden farklı çalışması yatıyor. Bu farklılık, harfleri ayırt etmede zorlanma, kelimeleri ters okuma ya da okuma sırasında ciddi hız kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Uzmanlar, bu durumun öğrenme sürecini zorlaştırdığını ancak doğru yöntemlerle desteklendiğinde geliştirilebilir olduğunu vurguluyor. Yapılan son çalışma, disleksiyi klasik eğitim yöntemlerinin ötesinde, doğrudan beyin temelli bir yaklaşımla ele alması bakımından dikkat çekiyor.
Mobil Nöro Geri Bildirim Yazılımı Test Edildi
Araştırmanın en çarpıcı yönlerinden biri, nöro geri bildirim temelli bir mobil yazılımın kullanılması oldu. Çalışmada, disleksili çocukların beyin aktiviteleri EEG başlıkları aracılığıyla anlık olarak izlendi. Farklı kanal sayılarına sahip EEG sistemleriyle yapılan karşılaştırmalar, beynin sol temporal lobunda yani dil ve okuma merkezlerinde anlamlı değişimler yaşandığını ortaya koydu. Özellikle belirli kanal sayısına sahip başlıklarla yapılan uygulamalarda, çocukların beyin sinyallerinde daha hızlı ve güçlü bir gelişim gözlemlendi. Bu gelişim, beynin bilgiyi işleme kapasitesinin arttığına işaret eden bilimsel ölçümlerle de desteklendi.
Beynin Yeniden Yapılanma Potansiyeli Ortaya Kondu
Çalışmayı yürüten ekip, disleksinin kalıcı bir engel olmadığını, beynin doğru uyaranlarla kendini yeniden düzenleyebileceğini vurguluyor. Araştırma sonuçlarına göre, düzenli ve uzun soluklu nöro geri bildirim eğitimi alan çocuklarda, beynin dil ve okuma ile ilişkili bölgelerinde belirgin bir yeniden yapılanma süreci başladı. Bu süreç, nörobilimde “plastisite” olarak adlandırılan beynin esnek yapısının aktif hale gelmesiyle açıklanıyor. Uzmanlar, bu bulgunun disleksiye bakış açısını kökten değiştirebilecek nitelikte olduğunu ifade ediyor.
Nöro Geri Bildirim Bir Eğitim Aracı Olarak Değerlendiriliyor
Araştırmada öne çıkan bir diğer nokta ise nöro geri bildirimin sadece akademik becerilerle sınırlı kalmaması. Beyin dalgalarının anlık olarak izlenmesi ve bireyin kendi zihinsel durumunu fark etmesi, dikkat, odaklanma ve duygusal denge gibi alanlarda da olumlu sonuçlar doğuruyor. Uzmanlara göre bu yöntem, beynin bir anlamda “öğrenmeyi öğrenmesini” sağlıyor. Düzenli uygulamalarla beynin daha verimli çalışma biçimlerini benimsediği ve bu durumun günlük yaşama da yansıdığı belirtiliyor.
Disleksili Çocuklar İçin Sosyal ve Psikolojik Etkiler
Bilim insanları, disleksinin yalnızca akademik başarıyı değil, çocukların özgüvenini ve sosyal ilişkilerini de etkilediğine dikkat çekiyor. Okuma güçlüğü yaşayan çocukların zamanla kendilerini yetersiz hissetmeleri ve sosyal ortamlardan uzaklaşmaları sık karşılaşılan bir durum. Yapılan bu çalışma, nöro geri bildirim uygulamalarının yalnızca okuma becerilerini değil, aynı zamanda öz saygı ve sosyal uyum gibi alanları da olumlu yönde etkileyebileceğini gösteriyor. Araştırmacılar, bu yönüyle çalışmanın eğitim ve sağlık alanında yeni bir kapı aralayabileceği görüşünde.
Bilim dünyasında yankı uyandıran bu araştırma, disleksinin doğru yöntemlerle ele alındığında aşılabilir bir öğrenme farklılığı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Beynin kendini yeniden düzenleme kapasitesine odaklanan bu yaklaşım, gelecekte disleksiye yönelik daha etkili ve bireyselleştirilmiş çözümlerin önünü açabilecek nitelikte görülüyor.