Dünya genelinde milyonlarca ton balık ve deniz ürünü her yıl sınırları aşarak uluslararası pazarlarda yer buluyor. Ancak Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün son değerlendirmelerine göre, küresel balık ticaretinin yaklaşık beşte biri çeşitli hileli uygulamalardan etkileniyor. Uzmanlar, tüketicinin tabağına gelen ürün ile etiket üzerinde yazan bilginin her zaman örtüşmediğine dikkat çekiyor. Yanlış tür beyanı, menşe ülke manipülasyonu ve üretim yöntemi hakkında yanıltıcı bilgiler, sektördeki başlıca sorunlar arasında gösteriliyor.
Balıkçılık sektörü, karmaşık tedarik zinciri ve yüksek ticari hacmi nedeniyle denetimi zor alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Avlanma, işleme, paketleme ve dağıtım aşamalarının çoğu farklı ülkelerde gerçekleşebiliyor. Bu durum, şeffaflığın azalmasına ve kötü niyetli aktörlerin sisteme sızmasına zemin hazırlıyor.
En Sık Rastlanan Hile: Tür Değiştirme
Uzmanlara göre en yaygın dolandırıcılık yöntemi, daha ucuz bir balık türünün daha pahalı bir tür gibi sunulması. Örneğin düşük maliyetli tilapianın, yüksek fiyatlı kırmızı mercan balığı etiketiyle satıldığı vakalar raporlara yansımış durumda. Benzer şekilde yetiştiricilikle üretilen Atlantik somonunun, vahşi Pasifik somonu olarak pazarlanması da sıkça karşılaşılan örnekler arasında yer alıyor.
Bu tür değişimlerin arkasındaki ekonomik motivasyon oldukça güçlü. Vahşi yakalanmış olarak tanıtılan bir ürün, tüketici nezdinde daha doğal ve kaliteli algılanıyor. Bu algı sayesinde kilogram başına ciddi fiyat farkları oluşabiliyor. Özellikle somon ticaretinde yanlış beyanın, ürün başına çift haneli dolar bazlı ek gelir sağladığı belirtiliyor.
Sadece tür değil, ürünün yetiştirilme koşulları da manipülasyona açık alanlardan biri. Çiftlikte yetiştirilen bir balığın “doğal ortamda avlanmış” gibi sunulması, hem fiyatı artırıyor hem de tüketicinin bilinçli tercih yapmasını engelliyor.
Menşe ve Coğrafi Etiket Oyunları
Balık ticaretindeki bir diğer kritik nokta, ürünün geldiği ülke veya bölge bilgisinin çarpıtılması. Bazı coğrafi bölgeler, kalite ve güven algısı nedeniyle daha yüksek fiyat avantajına sahip. Bu nedenle aynı tür balık, farklı bir ülke etiketiyle piyasaya sürülebiliyor.
FAO raporunda yer verilen örneklerden biri Avrupa pazarına ilişkin. İtalya menşeli olarak sunulan çiftlik levreğinin, başka ülkelerde üretilmiş aynı tür balığa kıyasla üç katına kadar daha pahalıya satılabildiği ifade ediliyor. Benzer durumlar farklı kıtalarda da gözlemleniyor. Coğrafi işaret ve yerel üretim vurgusu, tüketici algısını doğrudan etkileyen unsurlar arasında bulunuyor.
Bu uygulamalar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda hukuki sonuçlar da doğurabiliyor. Menşe bilgisi, ithalat-ihracat süreçlerinde vergilendirme ve kota uygulamalarını da etkilediği için uluslararası ticarette ciddi sorunlara yol açabiliyor.
Tazelik Algısı ve Görsel Manipülasyon
Deniz ürünlerinde tüketicinin en çok dikkat ettiği unsurlardan biri tazelik. Ancak uzmanlar, bazı satıcıların bu algıyı güçlendirmek için renklendirici maddeler kullandığını belirtiyor. Özellikle somon ve ton balığı gibi türlerde, ürünün daha canlı ve parlak görünmesi için katkı maddelerine başvurulabildiği ifade ediliyor.
Bu tür uygulamalar ilk bakışta zararsız gibi görünse de, tüketicinin bilinçli seçim yapmasını engelliyor. Renk ve görünüm üzerinden oluşturulan yanıltıcı izlenim, ürünün gerçek kalitesi hakkında yanlış bir algı yaratıyor. Ayrıca uygun koşullarda saklanmayan ürünlerin taze gibi sunulması, halk sağlığı açısından risk oluşturabiliyor.
Biyoçeşitlilik ve Sağlık Açısından Riskler
Yanlış etiketleme yalnızca ekonomik bir mesele değil. Türlerin bilinçli olarak değiştirilmesi, sürdürülebilir balıkçılık çabalarını da sekteye uğratabiliyor. Aşırı avlanma tehdidi altındaki bir türün başka bir isimle piyasaya sürülmesi, stok takibini zorlaştırıyor ve koruma politikalarını etkisiz hale getirebiliyor.
Sağlık boyutu da en az çevresel etkiler kadar önemli. Bazı balık türleri alerjen risk taşırken, bazıları yüksek cıva oranı nedeniyle hassas gruplar için önerilmiyor. Tüketicinin farklı bir türü tükettiğini bilmemesi, özellikle çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişiler açısından tehlike yaratabiliyor.
FAO, bu tür sahtekârlıkları “bilinçli aldatma amacı taşıyan uygulamalar” olarak tanımlıyor. Karmaşık tedarik zincirleri ve uluslararası ticaret ağları, denetimi güçleştirirken, dijital izleme sistemleri ve DNA temelli analiz yöntemleri çözüm arayışında öne çıkıyor.
Küresel ölçekte artan denetim çabalarına rağmen, balıkçılık sektöründeki şeffaflık sorunu tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. Uzmanlar, tüketicilerin güvenilir satış noktalarını tercih etmesinin ve etiket bilgilerini dikkatle incelemesinin önemine işaret ediyor. Denizden sofraya uzanan yolculukta şeffaflık sağlanmadıkça, dünya balık pazarındaki bu görünmez sorun gündemde kalmaya devam edecek.