Küresel ölçekte artan askeri ve siyasi gerilimler, olası bir Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalini yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Özellikle Washington ile Pekin arasında Tayvan, Güney Çin Denizi ve askeri üstünlük rekabeti üzerinden tırmanan kriz, savunma çevrelerinde endişeyle takip ediliyor. ABD’de savunma ve güvenlik politikalarına yön veren çevrelerde hazırlanan yeni bir senaryo çalışması ise, olası bir ABD-Çin savaşının ilk 48 saatinde yaşanabilecek yıkımı tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Uzmanlara göre bu süre zarfında atılacak adımlar, yalnızca savaşın değil, küresel düzenin de seyrini belirleyecek.
İlk Saatlerde Füze ve İHA Yağmuru
ABD’nin önde gelen savunma strateji kuruluşlarından biri tarafından hazırlanan senaryo raporunda, savaşın başlaması halinde Çin’in son derece yoğun ve koordineli bir saldırı dalgasıyla harekete geçeceği öngörülüyor. Değerlendirmelere göre Çin Halk Kurtuluş Ordusu, ilk bir ila iki gün içinde bin adedi aşan balistik füze, seyir füzesi ve insansız hava aracını aynı anda devreye sokabilecek kapasiteye sahip. Bu saldırıların ana hedefini, ABD’nin Pasifik’teki askeri varlığı oluşturuyor. İleri hava üsleri, pistler, yakıt depoları, radar sistemleri ve komuta merkezleri öncelikli hedefler arasında yer alıyor.
Uzmanlar, bu yoğun ateş gücünün temel amacının ABD’nin hava üstünlüğünü daha ilk saatlerde sekteye uğratmak olduğuna dikkat çekiyor. Guam, Japonya ve çevre ada zincirlerinde bulunan üslerin ciddi hasar alması halinde, ABD’nin hava sorti kapasitesinin büyük ölçüde düşebileceği belirtiliyor. Bu durumun, savaşın ilerleyen aşamalarında ABD’nin manevra kabiliyetini doğrudan etkileyeceği ifade ediliyor.
ABD’nin Yeni Hava Savaşı Yaklaşımı
Senaryo analizinde, ABD Hava Kuvvetleri’nin son yıllarda geliştirdiği Agile Combat Employment doktrini özel bir yer tutuyor. Bu strateji, büyük ve sabit hava üsleri yerine daha küçük, geçici ve dağınık konuşlanma alanlarının kullanılmasını esas alıyor. Böylece düşmanın tek bir noktaya yoğunlaşarak büyük kayıplar verdirmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor. F-35 ve F-15EX gibi modern savaş uçaklarının yanı sıra yakıt ikmal uçaklarının da bu yeni düzen içinde hareket edeceği öngörülüyor.
Rapora göre, son dönemde gerçekleştirilen büyük çaplı askeri tatbikatlar da bu senaryoya uygun biçimde planlandı. ABD, olası bir çatışmada hava unsurlarının hayatta kalma süresini uzatmayı ve esnek bir operasyon kabiliyeti kazanmayı amaçlıyor. Ancak uzmanlar, yoğun füze saldırılarının bu stratejiyi ne ölçüde zorlayacağının belirsizliğini koruduğunu vurguluyor.
Denizlerde Mühimmat Yarışı
Savaş senaryosunun en kritik başlıklarından biri de deniz kuvvetlerinin durumu olarak öne çıkıyor. Raporda, ABD Donanması’nın en büyük risklerinden birinin dikey fırlatma sistemlerine sahip gemilerdeki mühimmat stoklarının hızla tükenmesi olduğu belirtiliyor. Uzun menzilli ve yüksek hassasiyetli mühimmatların kısa sürede yoğun şekilde kullanılması, ilk günlerde ciddi bir lojistik baskı yaratabilir.
Uzmanlara göre, açık denizde mühimmat ikmali kapasitesinin yeterince hızlı devreye alınamaması durumunda ABD donanmasının operasyonel gücü zayıflayabilir. Bu nedenle üretim hatlarının hızlandırılması ve ikmal sistemlerinin savaş koşullarına uygun hale getirilmesi hayati önem taşıyor. Çin donanmasının da benzer şekilde geniş bir füze envanterine sahip olduğu ve deniz savaşlarının yüksek tempolu geçeceği değerlendiriliyor.
Küresel Etki ve Türkiye Detayı
Hazırlanan senaryoda dikkat çeken başlıklardan biri de çatışmanın yalnızca Pasifik’le sınırlı kalmayacağı yönündeki değerlendirmeler oldu. Uzmanlar, ABD-Çin savaşının kısa sürede Avrupa ve Orta Doğu’daki dengeleri de etkileyeceğini öngörüyor. Bu noktada Türkiye’nin askeri kapasitesi ve stratejik konumu öne çıkıyor. Raporda, Türkiye’nin savunma altyapısı, insansız hava araçları ve lojistik kabiliyeti açısından Avrupa’da olası bir küresel çatışmaya en hazırlıklı ülkelerden biri olduğu görüşü dile getiriliyor.
Türkiye’nin hem NATO içindeki rolü hem de coğrafi konumu nedeniyle, küresel bir savaş senaryosunda kritik görevler üstlenebileceği belirtiliyor. Bu durumun, Ankara’nın askeri ve diplomatik ağırlığını daha da artırabileceği ifade ediliyor.
İlk 48 Saatin Belirleyici Rolü
Uzmanların ortak kanaatine göre, böyle bir savaşta ilk 48 saat sadece askeri değil, psikolojik ve siyasi açıdan da belirleyici olacak. Tarafların bu süre içinde elde edeceği avantaj ya da yaşayacağı kayıplar, savaşın süresini ve şiddetini doğrudan etkileyecek. Senaryo çalışması, modern savaşların artık saniyeler içinde şekillendiğini ve teknolojik üstünlüğün tek başına yeterli olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Küresel kamuoyu ise bu tür analizlerin, olası bir felaketin önüne geçmek için caydırıcılığı artırmasını umut ediyor.